9 Nisan 2013 Salı

NURCULUK RİSALELERİ ASRIN TEFSİRİ MİDİR!?

NURCULUK RİSÂLELERİ (RİSALE-İ NUR)  ASRIN   TEFSÎRİ MİDİR!?


   [Risâle-i nur, Abdülkâdir Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddîn Arabî, İmâm-ı Rabbânî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî tefsîrlerinden daha üstündür.]
Saîd Nursî, İşârâtü’l-îcâz, Bir müdâfe’a (Mehmed Kayalar)

   Saîd Nursî diyor ki:

  “İsrâiliyyât kitâblarımıza karışdı ve cezâ olarak bizi geri bırakdı.” (Muhâkemât, s.11,19),
“Bu yüzden mürşid olarak Kur’ânı seçdim.” (Mektûbât, 28.mektûb);
” Risâle-i nûr’un Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstâdı yok, Kur’ân’dan başka merci’i yokdur.Doğrudan doğruya Kur’ânın feyzinden mülhemdir.” Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s. 96; Şu’â’lar, 1. şu’â,

   Cevâb: Saîd Nursî, tahsîlinin üç ay kadar olduğunu ya’nî çok az tahsîl gördüğünü bizzât kendisi i’tirâf etdiği hâlde, (Şu’âlar, 1.şu’â, s.626) ilmî kifâyetsizliğine bakmadan, Kur’ân-ı Kerîm’i mürşid edindim diyerek tefsîr etmeye kalkışmış, bu yüzden çok büyük hatâlara düşmüşdür. Hadîs-i şerîflerde: (Kur’ân’dan başka delîl kabûl etmem ), diyenler çıkacakdır. Ebû Dâvüd ;  (Hadîsi bırak, Kur’âna bak), diyenler, bana inanmayanlar çıkacakdır. Ebû Ya’lâ ;  Bana Kur’ânın misli kadar daha hüküm verildi. İmâm-ı Hanbel.Cebrâîl aleyhisselâm, Kur’ânı ve O’nun açıklaması olan sünneti de getirdi. Dârimî; Kibirli kişiler çıkacak, (Allâh Kur’ânda bildirilenden başka bir şey’i haram kılmadı ) diyecek. Yemîn ederim ki, benim emretdiğim, yasakladığım, koyduğum hükümler de vardır. Bunların sayısı Kur’ândaki hükümlerden daha çokdur. Ebû Dâvüd;(Yalnız Kur’ândaki helâl ve harâmı kabûl ederim) diyenler çıkacakdır. İyi bilin ki, Rasûlün harâm kılması, Allâh’ın harâm kılması gibidir. Tirmizî; Dârimî
    Rasûlüllâh aleyhisselâm Kur’ân-ı Kerîm’in tefsîri ile alâkalı   buyuruyorki:
    “ Kim Kur’ân-ı Kerîmi kendi görüşüyle tefsîr ederse, isâbet etse dahî hatâ etmiş sayılır. ” Tirmizî, Ebû Dâvüd’den  hadîs-i şerîf.
    “ Kim Kur’ân-ı Kerîmi kendi görüşüyle tefsîr ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.” Tirmizî; Hanbel’den hadîs-i şerîf.
    “Kur’ân-ı Kerîmi kendi görüşüne, kendi anlayışına göre tefsîr eden kâfir olur.” Rezîn’den hadîs-i şerîf; İmâm-ı Rabbânî, mektûbât, c.1/ 234.mektûb.

     “Kur’ân-ı Kerîmi mürşid edindim, Kur’ân-ı Kerîmden başka her şey’e isrâiliyyât, hurâfeler karışdı” diyen Saîd Nursî, mürşidim dediği  Kur’ân-ı Kerîme de ters düşmekdedir. Allâhü te’âlâ, Bakara Sûresi[Sûrenin okunuşu kırâ’et,mahrec kâidesine göre Begara’dır] 151.âyet-i kerîmesinde Rasûlüllâh aleyhisselâm için “…size bilmediklerinizi öğreten bir rasûl gönderdik.”Ayrıca otuzdan fazla âyet-i kerîmede: “Rasûlüllâh’a itâ’at edin” buyurmakdadır, ve “ kim Rasûle itâ’at ederse, Allâh’a itâ’at etmiş olur.”  Nisâ, 80. âyet-i kerîme. “Rasûlüllâh size neyi verdiyse onu alın, neyi de size yasak etdiyse sakının.” Haşr,7 “Onun (Rasûlün) hükmüne inanmadıkça îmân etmiş olmazlar.” Nisâ, 65 “Rasûlüllâh’a uyun ki, doğru yolu bulasınız.” A’râf,158.âyet-i kerîme; “Rasûle isyân edenlerin (inanmayanların) ebedî olarak cehennemde cezâlandırılacakları ” Nisâ, 14 ve “ Rasûlü inkâr edenlere çılgın ateşin hazırlandığı ”, Feth, 13’de haber verilmekde, âyet-i kerîmelerde, Rasûlüllâh’a aleyhisselâm uymamız gerekdiği, ya’nî onun sözlerine, fiillerine isyân etmenin Allâhü te’âlâ’ya isyân olduğu bildirilmekde, âlimler hakkında da “ Bilmiyorsanız, bilenlere (âlimlere) sorun.” Nahl, 43; Enbiyâ, 7.âyet-i kerîme, buyurulmakdadır.

     Saîd Nursînin, sapık selefîlerle aynı görüşde olması  dikkât çekicidir. Kur’ân-ı Kerîmden başka her şeye karşı çıkan selefîlerin esâs hedefleri hakları olmadığı hâlde kendilerini İslâm âlimlerinin yerine geçirmek istemeleridir. Selefîlerin ve masonların iddi’â etdikleri geri kalmışlığın sebebi, ne îslâmî hükümlerin zamâne göre değişdirilmeyib sâbit bırakılmasından ne de Îslâm dînine isrâiliyyât karışmış olmasındandır. Müslümânların geri kalmışlığının esâs sebebi dînlerini ihmâl etmelerinden, ya’nî Îslâm dîninin emir ve yasaklarına hakkıyla uymamalarından, dîne bağlılıklarını gevşetmiş olmaların- dandır. Biz dîni yaşayışımızda ileri değiliz ki geri kalmışlığımız Îslâma veyâ Îslâm anlayışımıza yüklenebilsin. Saîd Nursînin bu husûsda masonların, vehhâbîlerin görüşleri ile farklılık göstermemesininin sebebi onun İttihâdcı olmasındandır. (Kastamonu lâhikası s.55; Volkan Gazetesi, sayı 105)  

“ İttihâd ve Terakkî’nin şark vilâyetlerindeki şu’belerini bir derece istihsân (güzel görme) ve tebrîk ederim ”
diyen Saîd Nursî,
 “İttihâd ve Terakkî  partisinin , kendisine  ondokuz bin altın verdiğini  i’tirâf eder.” Şu’âlar,14. şuâ,  s.440;  Kasta-monu Lâhikası, s.55 

     Mason Cemâleddin Efgânî (1838-1897) ve mason Muhammed Abdüh’e (1849-1905) selefim (üstâd, öncü) diyen ( Târîhçe-i hayât, s.68; Dîvân-ı harb-i örfî, s.6 ) Saîd Nursî de hep selefîdirler, bu selefîlik ona üstâdım dediği mason kişilerden ve İttihâd ve Terakkî partisine mensûb olmakdan bulaşmışdır…  

    Saîd Nursî, vehhâbîleri de över :
“Vehhâbîlerin nemâza çok dikkât etmeleri iftihâr edilecek şey’dir.” ve “İslâm büyüklerinin türbelerini mukaddes görmek sebebiyle Allâh vehhâbîleri musallat etdi.” ( Mektûbât, 28. mektûb ) demesi, ittihâdcılığından  kaynaklanmakdadır.
     Şimdi de, her şey’e karşı çıkarak, ilmi kifâyetsizliğini bakmadan,Kur’ân-ı Kerîmi kendi aklınca açıklamaya çalışan Saîd Nursînin düşdüğü hatâların bir kısmını kıymetli okuyucularımıza sunmak istiyoruz :
    Saîd Nursî diyor ki :  Bakara Sûresi 25. âyet-i kerîmeyi kendi aklınca açıklarken “minhâ min  semeratin (ondan,meyveden ) denilmekdense,” min semerâtihâ” ( meyvelerden )  denilmiş olsaydı daha muhtasar ve daha güzel olurdu . (İşârâtü’l-îcâz, Bakara Sûresi 25. âyet-i kerîmenin açıklaması sonunda ) diyerek kur’ân-ı Kerîmi tenkîd etmişdir...        

   Cevâb :  Bırakın dahâ güzelini, bir benzerinin dahî yazılamıyacağını Allâhü te’âlâ bir çok âyet-i kerîmede (Bakara Sûresi,23-24; Yûnüs,38; Hûd,13-14; İsrâ, 88;Tûr,34),bildirdiğine göre , aklı yerinde bir müslimânın böyle bir söz söyliyebilmesi mümkin değildir. Zülcenâheyn âlimlerin dahî, kur’ân-ı Kerîmin belâgatı karşısında âciz kaldıkları düşünülürse, kendisinin bizzât üç ay tahsîl gördüğünü i’tirâf eden (Şu’âlar, 1.şu’â )  bu yüzden yazılarında çokca imlâ hatâlarına rastlanılan bu kişininin, Kur’ân-ı Kerîmi tenkîd etmesini aklen açıklama imkânı yokdur. “Daha güzel olurdu” sözü karşısında, şu âyet-i kerîmeyi de göz önünde tutmakda fâide vardır:”Bu Kur’ân,Allâhdan başkasının sözü olsaydı,içinde çok uygunsuzluklar bulurlardı” Nisâ Sûresi,82 

   [ Saîd Nursî’nin seçkin talebelerinden Mehmet Fırıncı hoca diyorki : ” Saîd Nursî,  annenin, evlâddan mîrâs almasını tenkîd ederdi, hattâ, Kur’ân ahkâmından tenkîd etdiği şeyler de vardır.” Cumhûriyyetci olan Saîd Nursî’nin, (Şu’âlar,12.şu’â) İslâm mîrâs hukûku yerine, İsviçre medenî hukûkunu tercîh etdiği anlaşılmakdadır.]



 Saîd Nursî diyor ki;
  “Ermenilerle gönülden dost olub, el ele vereceğiz.” Târîhçe-i hayât s.66;
 “Mehdî’nin üçüncü vazîfesi, îsevî rûhânîlerle ittifâk edib…” Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s.12;
 “Memleketin se’âdeti ve selâmeti Ermenilerle ittifâk ve dost olmağa bağlıdır.”  Âsâr-ı bedî’ıyye, s.318, Elmas Neşriyyât, 2004, İstanbul
“Misyonerler ve Hıristiyan rûhânîleri, hem nûrcular, çok dikkât etmeleri elzemdir. Çünki, her hâlde şimâl cereyânı, İslâm ve Îsevî dîninin hücûmuna karşı kendini müdâfe’a etmek fikriyle, İslâm ve misyonerlerin ittifâklarını bozmaya çalışacak.” Emîrdağ Lâhikası, s.108
    Saîd Nursî kâfirlerle dost olmak istediğini ayrıca şu kitâblarında da belirtir: Lem’alar, hâşiye, s.55; Emîrdağ lâhikası, s.53, 139; Sikke- i tasdîk-ı gaybî, s,11; Mektûbât, s.60; Şu’âlar, s.506; Hutbe-i şâmiyye, s.38; Târîhçe-i hayât, s. 66

   Cevâb: Allâhü te’âlâ ise Kur’ân-ı Kerîmde: “Sen dînlerine uymadıkça ne yehûdiler ve ne de hıristiyanlar asla senden râzı olmazlar.”  Bakara Sûresi, 120.  âyet-i kerîme (Kurtubî, Câmi’ül-ahkâmi’l-Kur’ân,c.1, s.481 )
“ Onlar (Kâfirler) güçleri yeterse, sizi dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devâm ederler.” Bakara sûresi, 217. âyet-i kerîme.
“Ey îmân edenler, yehûdi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır.” Mâide Sûresi, 51. âyet-i kerîme ( Taberî, Câmi’ül beyân fî tefsîri’l- Kur’ân, c.6, s.177-178 );Âl- iimrân,118
“Ey îmân edenler, eğer küfrü îmâna tercîh ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dahî dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, kâfirlerin tâ kendileridir.” Tevbe Sûresi, 23. âyet-i kerîme ( Taberî, Câmi’ül beyân fî tefsîri’l- Kur’ân, c.10,s.69)
“Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri, yâhûd kendi soy-sopları olsalar dahî, Allâh’a ve rasûlüne düşmân olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin.” Mücâdele Sûresi, 22. âyet-i kerîme (İbni Esîr, Üsüdü’l- ğâbe, c.3,s.128 )
  “Mü’minleri bırakıb da inkârcıları dost edinmeyin. Kim böyle yaparsa Allâh ile bir ilişiği kalmaz.” Âl-i imrân, 28. âyet-i kerîme.[Fahreddîn Râzî,Tefsîr-i kebîr’de ,bu âyet, kâfirleri sevmeği harâm etdi,demekdedir.]
“Kâfirlere karşı sert davran.” Tevbe Sûresi 73,123; Feth Sûresi ,29;Tahrîm,9. âyet-i kerîme. [Bu husûsda şu âyet-i kerîmelere de bakılabilir: Âl-i İmrân,118; Nisâ, 89,139, 144;Mâide 55,57; Tevbe, 71; Mümtehine, 1,9, 13]; İmâm-ı Süyûtî, Lübâbü’n- nükûl, c.2, s.166; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, c.1/163,165,193. mektûblar
  “ Allâh katında dîn İslâmdır.” Âl-i imrân,19;
  “Allâh onları (yehûdî ve hıristiyanları) kahretsin.” Tevbe,30
 “ Kim, İslâmdan başka bir dîn ararsa onun dîni kabûl edilmeyecek  ve o Âhiret’de husrâna uğrâyanlardan olacakdır.”  Âl-i imrân,85
 “Allâh’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin tâ kendileridirler.”Mâide,44
Rasûlüllâh aleyhisselâm ise : ”Kâfirler ile dost olanlara,Allâhü te’âlâ la’net eder” İmâm-ı Muhammed Ma’sûm,c.1/29;c.3/55.mektûb
 “Kişi sevdiği ile berâberdir” buyuruyor.Buhâri,Müslim
    Saîd Nursînin bir başka çok büyük yanlışı “ Dînler Arası Diyalog “ tarafdârlığıdır, bu fikri selefim (üstâdım, öncüm dediği mason Cemâleddin Efgânî  ve Muhammed Abdüh’den kaynaklandığı anlaşılmakdadır. (Târîhçe-i hayât, s. 46; Şerîf Mardin, Türkiye’de Dîn ve Siyâset, s. 178-179, İletişim Yayınları)  Saîd Nursî ayrıca  mason Muhammed Abdüh’ün kitâblarından istifâde etdiğini de bildirir. (İşârâtü’l-îcâz, s.224) Saîd Nursî ile  Muhammed Abdüh’ün kâfirlere bakışı bir farklılık göstermez. Muhammed Abdüh İslâmiyyet ve Nasrâniyyet kitâbında, diyor ki: “Bütün dînler birdir, dış görünüşleri değişikdir.”, Londra’daki bir papaza yazdığı mektûbunda ise “İslâmiyyet ve Hıristiyanlık gibi iki büyük dînin elele vererek kucaklaşmasını beklerim.”  Zilzâl sûresi, 7. âyet-i kerîmeyi açıklarken ise “Müslim olsun, kâfir olsun sâlih amel işleyen herkes cennete girecekdir.” diyerek Kur’ân-ı Kerîme ters düşüyor… Bu zırvasından dolayı hayrânlarından Seyyid Kutub dahî, Nisâ Sûresi, 124.âyet-i kerîmeyi açıklarken Muhammed Abdüh’ü tenkîd etme ihtiyâcı duymuşdur… 
    
    Saîd Nursî, bu kadar âyet-i kerîmeye rağmen her nedense âyet-i kerîmelere muhâlefet ederek, kâfirlerle ittifâkı tercîh eder, bu yüzden kâfirlerle diyolog fikrinin öncülerinden sayılmakdadır.”Dînler Arası Diyalog” fikrini ilk ortaya atan, bin sene kadar evvel hıristiyanlar tarafından kurulan İhvân-ı safâ’dır.Bu eski sapık fırkanın inancı tekrâr büyük bir gayretle,hıristiyanlarca cânlandırılmaya çalışılmakdadır.Saîd Nursî’nin yaklaşık yüz sene evvel bu husûsda büyük bir gayret sarf etmesinin arkasında ba’zî art niyetlerin olmadığını düşünmek mümkin değildir.

    Saîd Nursî, 1950’li yıllarda Amerika’dan getirilerek Fener Rum Ortodoks patrikliğiyle vazîfelendirilen Athenagoras’ın, tezellül olmasına rağmen, ayağına kadar gider. (Necmeddîn Şâhiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Saîd Nursî, s. 415) 
     İş bu kadarla da kalmaz, halvete varan husûsî görüşmeleri netîcesinde “ Dînler Arası Diyolog ” senaryosunun plânları yapılır.
    Şimdi de hıristiyân âleminin bu husûsdaki çalışmalarına temâs ederek, gerçekleri göz önüne serelim:
    Papa II.John Paul’un 24 Aralık 1999’da yayınladığı mesajında “Birinci bin yılda Avrupa hıristiyanlaşdı, ikinci bin yılda Amerika ve Afrika hıristiyanlaşdırıldı, üçüncü bin yılda ise Asya’yı hıristiyanlaşdıralım”. 1991 yılında da “ Redem Ptoris Missio ” (kurtarıcı misyon) isimli genelgesinde “Dînler arası Diyolog, bütün insânları kiliseye döndürmeye amaçlı misyonunun bir parçasıdır.” demekdedir.

    Hıristiyân âleminin reîsi papa 16.Benediktus’un yakın bir târîhde (12 Eylül 2006) yapdığı konuşmada, büyük bir cür’etle, “Muhammed fitneyi ateşledi ” demesi, gizlemiş olduğu nefreti ve art niyyeti, İslâma olan düşmânlığını ortaya koymakdadır. Ayrıca Rasûllüllâh’a aleyhisselâm hakâret eden karikatürün “Kiliseler Birliği” nin merkezi olan Danimarka’da  yayınlanması da boşuna değildir. Hıristiyanların İslâma ne gözle bakdıklarını göstermesi bakımından çok mânidâr ve  dikkât çekicidir. Müşteşrik Prof. Dr. Thomas Michel’in (katolik râhib), “ Dînler Arası Diyolog  Konsülü Asya Masası Başkanı ”nın nurcu olarak bilinen  “Yeni Asya ” Gazetesi’nin tertîb etdiği “ Dînler Arası Diyolog  Konferansı”na başkanlık etmesi de hıristiyanların kimleri oyuna getirdiklerini göstermek bakımından önemlidir. (23.03.2004 tarihli “ Yeni Asya ” gazetesinin ilâvesinde bu habere yer verilmişdir.)

    Artık bu kadar hakîkat karşısında gerçekleri görerek, bu oyuna karşı uyanma zamanı çokdan gelmişdir. Şu anda hâmisi bulunmayan müslimânların zayıf durumundan yararlanarak onları hıristiyan yapmak isteyen müşrik hıristiyanlar kendilerine yardımcı bulabilmekde, bu husûsda büyük paralar sarfedildiği de bilinmekdedir.

    Saîd Nursî diyor ki: “Birden kalbime geldi ki… mazlûmlar, kâfir de olsa, âhırete göre o dünyevî âfâtdan çekdikleri belâlara mukâbil rahmet-i ilâhiyyenin hazînesinden öyle mükâfâtlar var ki, eğer perde-i gayb açılsa o mazlûmlar haklarında büyük bir tezâhür-i rahmet görüb (Yâ Rabbi şükr elhamdülillâh) diyeceklerini bildim ve kat’î bir sûretde kanâ’at getirdim.” Kastamonu lâhikası, s.53; İşârâtü’l-îcâz, Bakara Sûresi 7.âyet-i kerîme açıklaması sonunda.
     Cevâb: Allâhü te’âlâ, A’râf Sûresi, 156. âyet-i kerîmede: “Rahmetim bana karşı gelmekden sakınan, zekâtı veren, âyetlerimize inanan, iyilik edenleredir.”, Tevbe,113’de: “ Kâfirlerin avf edilmelerini istemenin uygun olmadığı” buyurulmakdadır. Kâfirlere âhıretde rahmet değil, ebedî cehennem azâbı vardır. Nisâ, 124; Hadîd 29; A’râf 56. âyet-i kerîmelere ve İmâm-ı Rabbânî, c.1/96,266. Mektûb; İmâm-ı Muhammed Ma’sûm, c.1/11,220. mektûblara bakılabilir.

   Saîd Nursî diyor ki: “Kâfir amelinin cezâsını çekdikden sonra; ateşe alışır ve evvelki şiddetlerden kurtulur.” İşârâtü’l îcâz, Bakara Sûresi, 7.âyet-i kerîmenin açıklaması sonunda.
   Cevâb: “Kâfirlere cehennem azâbı ebedîdir.”   Nisâ, 169; Ahzâb, 65; Cinn, 23 (Bu husûsda çok âyet-i kerîme vardır).
 “(Kâfirler) ateşten çıkacak da değillerdir.” Bakara, 167; Mâide, 37; tevbe, 68; Şûrâ, 45. âyet-i kerîmelere bakılabilir.

“Rezîl eden, dâimî azâb.”
Nisâ, 14, 102, 138, 173; Mâide, 36, 73; Hûd, 39; Kehf, 2; Zümer, 40; Saff, 10. âyet-i kerîmelere bakılabilir.

“Kâfirlere azâb hiç hafîfletilmez.” Bakara, 86, 162; Âl-i İmrân, 88; Nahl, 85; İsrâ, 97; Fâtır, 36; Zühruf,75; Fürkân, 65; Yûnüs ,52 ; Secde ,14 .âyet-i kerîmeler; İmâm-ı Rabbânî c.1/ 193, 214; c.2/ 99. mektûb.

   Saîd Nursî diyor ki: “(Kâfirin) hasenâtına (a’mâl-ı hayriyyelerine) mükâfâten cennet hayâtı yaşatabilir.” Mektûbât, 28. mektûbun sonu.
  Cevâb: Kur’ân-ı Kerîmde Kâfirlerin amelleri boşa çıkmışdır.” Mâide, 5; A’râf, 147; Tevbe, 17, 69; Kehf,103-105;  Zümer,65; Mühammed,  1. âyet-i kerimelere bakılabilir.

“ (Kâfirlerin) bütün amellerini saçılmış toz zerreleri hâline getiririz.” Fürkân,23. âyet-i kerime

“ Onların işleri (Kâfirlerin) fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıkları hiçbir şey’in fâidesini görmezler. ” İbrâhîm ,18.

“Kâfirlerin amelleri ıssız bir çöldeki serâb gibidir.”    Nûr, 39.

   Saîd Nursî;
Kur’ân-ı kerîmde otuzüç âyet-i kerîmede nûrculukdan bahsedildiğini iddi’â etmişdir. Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s.71-121 ve Şu’âlar, I. şu’â, s.621-661 ve Şu’âlar,12.şu’â da, 

  Cevâb: Saîd Nursî, bilhassa Bakara Sûresi, 151. âyet-i kerîmede, Rasûlüllâh’a  aleyhisselâm hitâb edilmesine rağmen, bu âyet-i kerîmede  kendisine hitâb edildiğini iddi’â etmekdedir. Bakara Sûresi 151. âyet-i kerîme aynen şöyledir. “Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükden arındıran, size kitâb ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi öğreten bir rasûl gönderdik.” Bu inancını Sikke-i tasdîk-i gaybî ve Şu’âlar,1.şu’â kitâbında, Kur’ân’da Allâh, otuzüç âyet-i kerîmede nûrculuktan  bahsediyor dediği kısmın 12. sırasında  açıklamışdır. Allâhü te’âlâ müslimânları böyle inançlara düşmekden muhâfaza buyursun, âmin.

    Saîd Nursî bu hatâlara ebcedle (cifr dediği) rakamlarla çok fazla uğraşma netîcesi düşmüşdür. Hurûfîliğin kurucusu Îrânlı yehûdî Fazlullâh Hurûfî de Kur’ân-ı Kerîmde nerede ‘Fazl’ kelimesi geçdiyse bununla kendisinden bahs edildiğini iddi’â etmişdi.  Ya’nî, Saîd Nursî bu husûsda fikir ortaya atanların ilki  değildir. (Ayrıca ebced hakkında da tâm bilgi sâhibi  de değildir, rakamları ba’zen ilâve ederek ba’zen de eksilterek, kendine mâl etdiği görülmekdedir.)[Yehûdîlikdeki Kabalizm’de ebced’e çok değer verildiğini de bilmekde fâide vardır.] Saîd Nursî’nin, ayrıca Rumûzât-ı Semâniyye adlı oldukça kalın bir kitâbının olduğunu, ebcedle hayli uğraşdığı bu kitâbında da çok büyük hatâlara düşdüğünü hatırlatmak isterim.

   Saîd Nursî: Ebcedle çok uğraşdığından dolayı gaybın bilinebileceği zannına da  kapılmış, “ Ebced anahtar-ı gaybîdir “ diyebilmişdir.  Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s. 98; Şuâ’lar 1. şuâ 

 Cevâb: Kur’ân-ı kerîmde gayb’ın yalnızca Allâhü te’âlâ katında olduğu (Mülk, 26. âyet-i kerîme);

“Gayb ancak Allâh’ındır” Yûnüs, 20; Nahl, 77; Kehf, 26; Neml, 65; Sebe’, 3; Fâtr, 38; Zümer, 46; Hücürât, 18; Teğâbün, 18;

“Rasûlüllâh’ın aleyhisselâm dahî gaybı bilmediği” A’râf, 188; Hûd, 31;

(Allâh) bütün gaybı yeğâne bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. Ancak dilediği rasûl bunun dışındadır.” Cinn, 26-27. âyet-i kerîme. 

    Gaybı  yalnız  Allâhü  te’âlâ  bilir.  Gayb yok  demekdir. Yok olan şey bilinemez… Bilinemez ile ilim ilgilenmez. Bilineceğini iddi’â etmek her bakımdan yok olmakdan ve hiçbir şey olmamakdan kurtarmak demektir.  Ba’zî zâtlara, gaybî haberlerin Allâhü te’âlâ tarafından bildirilmesi sebebiyle, bu zâtların gaybı bildikleri iddi’â edilemez, ancak Allâhü te’âlânın bildirdiklerini bilebilirler. Ebcedle gaybın bilinemeyeceği kat’îdir. Allâhü te’âlânın mu’cizesi veyâ kerâmeti ile  ba’zî zâtlara , gaybî haberleri bildirir, bunun ebcedi bilme ile hiç alâkası yokdur. O zâtlar, Allâhü te’âlânın dostları olduğu için,bu onlara bir ihsânıdır,nebîlere mu’cizesi,velîlere bir  kerâmetidir.

   Saîd Nursî; Dâbbetü’l-arz ağaç kurtlarıdır, diyor  Şu’âlar, 5. şu’â, 20. mes’ele  

  Cevâb: Dâbbetü’l-arz, Kıyâmetin büyük alâmetlerindendir. Saîd Nursî, Neml Sûresi, 82. âyet-i kerîme yerine, ilminin azlığı sebebiyle Sebe’  Sûresi,14. âyet-i kerîmeyi ele alarak yine hatâya düşmüşdür. Ayrıca bu husûs, o hayvânın nasıl olduğu, Hadîs-i şerîflerde açıklanmışdır.Altmış arşın(Yaklaşık 42 metre) büyüklüğünde olduğu bildirilmişdir.Süleymân aleyhisselâmın bastonunu yiyen küçük ağaç kurtlarının Kıyâmetle ne alâkası vardır, târîh olarak da Süleymân aleyhisselâm çok evveldir. Dâbbetü’l-arz’ın çok büyük bir hayvân olduğu tevâtürle bildirilmiş bir çok kitâbda uzun uzadıya anlatılmışdır.Bu husûsda hatâ yapmak da büyük bir cehâletdir. 

   Saîd Nursî: “Zülkarneyn belki Yemen hükümdârlarından birisidir.” Lem’alar,16.lem’a,s.138

   Cevâb: Zülkarneyn aleyhisselâm nebî veyâ velîdir, Hızır’ın aleyhisselâm teyzesinin oğlu ve komutanıdır. İbrâhîm’in aleyhisselâm dü’âsını almışdır. Yemen hükümdârının ismi ise Münzir’dir. Ondan iki bin sene sonraki Mekadonya Kralı II. Flip’in oğlu İskender ile de karışdırılmamalıdır, çünkü o müslimân değildir. Zülkarneyn aleyhisselâm ise bunlardan çok öncedir. Mu’teber târîh kitâblarına bakılsaydı bu husûsda da hatâya düşülmezdi.

   Saîd Nursî: “ Çin Seddi, Zülkarneyn seddidir.” Sözler,24. söz
   Cevâb :  Yapılan seddin demir ve bakır olduğu Kehf Sûresi, 96. âyet-i kerîmede, Ye’cüc ve Me’cüc’ün sed arkasında kaldıkları (Kefh, 97), kıyâmete yakın sed arkasından çıkacakları ise (Kehf, 98’de) bildirilmişdir. Zülkarneyn seddinin, taşdan olan Çin seddi’yle hiçbir alâkası yokdur, Saîd Nursî’nin,ayrıca sed arkasında habs olan Ye’cüc ve Me’cücün, Mançur, Moğol ve Kırgız olduklarını  (Şu’âlar, 5. şu’â; Sözler, 24. söz; Lem’alar, 16. lem’a) iddi’â etmesi de târîhî hakîkatlara ters düşmekdedir.
    Saîd Nursînin hatâları bu kadar değildir; Mübâleğa yapmadan iddi’â edebiliriz ki, kitâblarının hemen hemen hepsinde hatâya rastlamak mümkindir.(1) Reddiyye yazılsa koca bir kitâb olacağı muhakkakdır. Bu kadar hatâya düşen bu kişinin, niye bu kadar büyütüldüğü üzerinde durulursa hakîkat daha iyi anlaşılacakdır. Hıristiyan âleminin büyük paralar sarf ederek müslimânları hıristiyan yapma gayretlerini görmemek büyük bir gaflet olur. Oyuna gelenlerin yanında menfe’at dolayısiyle kullanılan hâinler de az değildir. Temiz niyyetli olup da, câhillikleri sebebiyle aldatılan müslimânları uyarmak, cehenneme gitmelerine sebeb olacak sapık inançlara karşı, onları güzel ve kibârca aydınlatmak, aldanmalarını önlemek, bu işin ehlî  müslimânların vazîfesi olmalıdır.
                                                      
                                                                                                         
                                        Prof.Dr.Âbidîn Zâfir Şâzilîoğlu                                                 

(*) Diyânet İşleri Reîsi eski başkanı Ömer Nasûhî Bilmen, Tabâkâtü’l-müfessirîn(Kur’ân-ı Kerîmi tefsîr edenler) kitâbında Saîd Nursînin, yazdıklarının Kur’ân-ı Kerîm  tefsîri ile hiç bir alâkası olmadığı için , kendisine yer vermemişdir.
(1)Doç.Dr.Yaşar Kutluay,Saîd Nursî ve Nurculuk,s.222

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder